
RÜYA-YI SADIKA VE RÜYA-YI SALİHA
Ahmet Ergin GÜCCAN
Elhamdülilâhi Rabbi'l-Âlemin. Ve's-salâtü ve's-selâmü ala Rasûlinâ Muhammedin ve ala âli Seyyidinâ Muhammedin ve eshâbihî ve ezvâcihî ve evlâdihî ve etbâihî ve ehl-i beytihî ve ümmehâtihî ve ebîhi biadedi külli şey'in fi'd-dünya ve'l-âhireti ve kezalik. Ve'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemin.
Âlemlerin varlık sebebi Peygamber Efendimiz, nezih bir gençlik ve ulvî bir aile hayatı ile sergilediği müstesna mükemmelliklerin ardından, kırk yaşlarında iken peygamberlik mertebesine nail oldu. Peygamberliğin başlangıcı ve anahtarı Yüce Mevla’dan gelen bir izaz ve ikram olan vahiy ile oldu. Risaleti, Hz. Peygamber S.A.V. Efendimizin yaşantısını ve en önemlisi de TEVHİD’i anlamak için önce vahyi anlamak gerekir. Vahiy kelime manası olarak; işaret etmek, yazı yazmak, yazılmış name ve kitabe, elçi göndermek, ilham etmek ve gizlice söz söylemek anlamlarına gelir. Vahyin ıstılahı manası ise: Yüce Allah’ın peygamberine hem dünya hem de ahiret hayatıyla alakalı dilediği şeyleri bildirmesi, onun kalbine nakşetmesidir.
Vahiy ve peygamberlik kulların yani peygamberlerin kendi kesbi, kazancı değildir. Vahiy ve risalet yani peygamberlik ilahi bir lütuftur. Adaletli olan Allah azze ve celle onu yani vahyi ve peygamberliği dilediğine ihsan eder ve lütfeder. Kul için en büyük bir mazhariyet olan Rahmanla konuşma, O’na muhatap olma, Rabbim diye yalvarırken O’ndan “Kulum!” nidasını işitmedir. Bu hal Peygamberlerde vahiy ve ilham ile olur. Vahye muhatap olan insanın aklı ya da beyni değildir. Vahye muhatap olan KALP’tir. Ancak vahye muhatap olmuş mümtaz gönül sahibi peygamber Efendilerimiz de vahiyden yani peygamberlikten evvel de mükemmel bir hayat yaşamışlardır.
Vahyin geliş şekilleri: Vahiy Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e çeşitli tarz ve şekillerde gelmiştir. Vahyin en eski, yani ilk şekli Hz. Peygamber (s.a.v)’in uyku halinde iken gördüğü sadık (gerçek) rüyalardır.
Kırk yaşına altı ay kala, ilâhî kudret O’na Mekke’deki Hirâ Mağarası’nı kudsî bir mektep olarak açtı. İlâhî tedrisatın, kitap, defter ve kalemden müstağni olarak cereyan ettiği bu talim ve feyz dersânesinde, Peygamber Efendimiz, Rabbiyle kendisi arasında ebedî bir sır mahiyetinde dersler okudu. Vahy-i ilâhîye hazırlandı. Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’e vahyin gelişindeki sırrı çok iyi kavramak gerekir.
Latif olan Hz. Allah C.C.’nün peygamberlerine bir ikramı ve bir terbiye yolu olan vahyin benzeri Hak dostu kullarda ise ilhamdır. Elbetteki nübüvvet hatemen nebi olan Peygamber Efendimiz S.A.V. ile birlikte sona ermiştir. Muhakkak ondan sonra bir peygamber gelmeyecektir. Peygamber Efendimiz S.A.V. Efendimizde iki nur tecelli etmiştir. Bunlardan biri; nübüvvet diğeri ise velayet nurudur. Ancak nübüvvet nuru sona erdiği halde velayet nuru tevhide teslim olmuş, nebevi bir ahlak üzere yaşayan Allah dostlarında devam etmektedir ve edecektir de… Nasıl ki vahye muhatap olan akıllar ve bedenler değil, kalpler ise ve vahye muhatap olmuş olan kalpler tabir-i caizse vahiyden evvel vahye kalbin hazırlanması babında tertemiz kılınmış ise Hak Tealanın ikramı olan ilhama muhatap olan, olacak kalplerin de günah kirlerinden temizlenmesi gerekir. Günah kirlerinin kirletip te kaskatı kesilmiş kapkara bir kalp Allah’ın izaz ve ikramlarına muhatap olamaz. Yani eğer Hz. Allah’a muhatap bir kalp istiyorsak önce kalplerimizi günah kirlerinden arındırmalıyız. Kalbimizi Hak Tealadan gelecek izzet ve ikramlara hazırlamalıyız.
Nitekim Peygamber Efendimiz S.A.V. kendisine vahiy gelmeden önce de hiçbir zaman puta tapmamış yani yaratanla olan münasebetinde daima TEVHİD çizgisinde olmuştur.
Yine Efendimiz S.A.V. kimseye zulmetmemiş, kimsenin hakkını yememiş, hırsızlık yapmamış, gıybet etmemiş, kötü söz söylememiş, karıncayı dahi incitmemiş yani mahlukatla olan münasebetinde de adalet ve merhamet üzere hareket etmiştir. İşte Hz. Allah C.C.’nün izzet ve ikramına nail olabilmek için HAK ile olan münasebette TEVHİD, halk ile olan münasebette ise MERHAMET ve ADALET üzere olmak gerekir. Ancak içinde tevhidi, adalet ve merhameti barındıran kalpler ilahi lütuflara mazhar olabilirler.
Peygamber Efendimiz S.A.V. Efendimizin vahye hazırlığının ilk altı aylık safhası, akıl çerçevemize sığabilen yönüyle “rüya-yı sâdıkalar” suretinde gerçekleşmiştir. Yani Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, rüyasında ne görüyorsa, o aynen tahakkuk ediyordu. Hazret-i Âişe -radıyallâhu anha - şöyle buyurur: “Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’e gelen vahiy, uykuda rüya-yı sâliha (sadık rüyalar) şeklinde başlamıştır. Gördüğü her rüya, sabah aydınlığı gibi açık-seçik gerçekleşirdi.” (Buhârî, Bed’u’l-Vahy, 3)
Nasıl ki vahyin ilk şekli Rüyayı sadıkalar ise ilhamın da ilk şekli Rüyayı Salihalardır. Hakka yakın olan kullarda bu yakınlığın ilk işareti kalbi mutmain, gönlü mesrur eden Salih rüyalardır. Sadık rüyaların kalbi vahye hazırladığı gibi Salih rüyalar da kalbi ilahi ilhamlara hazırlar.
Nübüvvet, çok büyük ve ağır bir vazife olduğundan, Peygamber Efendimiz’in bu mühim vazifeyle ülfet etmesi ve ona hazırlanması için Cebrail -aleyhisselâm- kendisine evvelâ rüyada gelmeye başlamıştır.
Alkame bin Kays’tan rivayet olunduğuna göre, peygamberlere gönderilen haberler, emir ve nehiyler, kalbleri sükûnet buluncaya kadar evvelâ rüyada verilir, daha sonra da vahiy olarak indirilirdi.
Bu sebeple peygamberlerin vahiy alma yollarından biri de rüyadır. Kur’an- Mecidde Hak Teala Hazretleri bizlere düşünmemiz için bazı rüyaları haber vermiştir. Bunlardan ilki Fetih suresinin 27. ayeti kerimesinde geçtiği üzere Peygamber Efendimiz’in Hudeybiye anlaşmasından önce Medine-i Münevvere’de gördüğü rüyadır ki; Peygamber Efendimiz bu rüyasında; Mekke’ye ashabı ile birlikte başlarını traş ederek emniyet içinde girdiklerini görmüştür. Rasul-i Kibriya Efendimizin bu rüyası daha sonra tecelli etmiştir.
Yine Kur’an-ı Kerimde bize bildirilen diğer bir rüya Hz. İbrahim’in rüyasıdır. Cenab-ı Hak Saffat suresinin 102 ve 105. ayetlerinde Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail’i Cenab-ı Hakkın kurban olarak adadığını hatırlattığı rüyadır.
Kelam-ı ilahide haber verilen diğer rüyalar ise Yusuf suresinde geçmektedir. Yusuf suresinde geçen ve Hz. Yusuf’un gördüğü rüya, zindanda Hz Yusuf ile beraber olan zindan arkadaşlarının gördüğü iki rüya ve hükümdarın gördüğü rüya olmak üzere dört rüya vardır. Bütün bu rüyalar da bu vahyin bir yolunun rüya olduğuna delildir.
Bununla birlikte, peygamberlerin gözleri uyur, kalbleri ise uyumaz. Dolayısıyla onların rüyâda da vahiy almalarına hiçbir mânî yoktur. İşte ilhama muhatab olan Allah dostlarının da kalpleri Allah’tan gafil olmazlar. Nitekim bunun idrakinde olan büyükler; “Bir an Allah’tan gafil olsam kendimi şirke düşmüş sayarım” demişlerdir. Sema’da Yüce Allah’ın lütfu üzere dolaşan kuşlar her kanat çırpışlarında, her nefes alış ve verişlerinde Hakk’ı zikrederler. Ne zaman ki bu zikirden yani Hz. Allah C.C’den gafil olurlar, işte o zaman o gafil olan kuşu avcı gelir ve avlar.
Bu dünyada kuş misali olan insan da ne zaman haktan gafil olursa işte o zaman dünya ve nefis denilen avcılar gelir ve onu avlar. Avcının kuşu avlayıp yediği gibi dünya ve nefiste insanın maneviyatını yer ve bitirir.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sadık rüya hakkında; “Nübüvvetin kırk altıda biridir…” buyurmuşlardır. (Buhârî, Tabir, 26; Müslim, Rüya, 6) Gerçekten bu altı aylık müddet, yirmi üç yıl süren peygamberliğin -zaman itibarıyla- kırk altıda birine tekabül etmektedir. Nasıl ki rüyayı sadıka nübüvvetten bir parça ise rüya-yı Saliha da velayetten bir parçadır. Rüya-yı Sadıkalar yoluyla Hz. Allah C.C. peygamberlerini yetiştirdiği gibi Rüya-yı Salihalarla da habibinin yolundaki Tevhid ehli doslatlarını yetiştirir.
Vesselamü Alâ Menittebeal Hüda.


Gönderen


Kayıtlı