
RASULULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZİN SEVGİSİNİN ALAMETLERİ
Ahmet Ergin GÜCCAN
Elhamdülilâhi Rabbi'l-Âlemin. Ve's-salâtü ve's-selâmü ala Rasûlinâ Muhammedin ve ala âli Seyyidinâ Muhammedin ve eshâbihî ve ezvâcihî ve evlâdihî ve etbâihî ve ehl-i beytihî ve ümmehâtihî ve ebîhi biadedi külli şey'in fi'd-dünya ve'l-âhireti ve kezalik. Ve'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemin.
Rasul-i Kibriya S.A.V. Efendimizi sevmek imanın alameti ve işaretidir. Peki Rasulullah S.A.V. Efendimizi sevmenin alametleri nelerdir. %99’u Müslüman olan toplumumuzda O’nu sevmediğini söyleyen hiç kimse yoktur. Hatta bir çoğumuz mübarek ismi şerifi anılınca hemen bir salat-ü selam ile gayri ihtiyari bağlılığın işareti olan elimizi sevginin mekanı olan kalbimize götürürüz.
Bir kimse bir şeyi sevdiği zaman muhakkak nefsi karşısında onu tercih eder onu seçer. O’na uymayı O’na muhalefet etmeye tercih eder. Eğer böyle olmazsa sevgide sadakatten söz edilemeyeceği gibi böyle bir sevgi iddiası kuru bir sözden ileri gitmez. İşte Habib-i Kibriya S.A.V. Efendimizi sevmenin ilk alameti O’nu alemlere rahmet olarak gönderen Hz. Allah C.C. nün emirlerine itaat etmek, haramlarından kaçınmaktır. Hz. Allah C.C. nün emirlerine itaat haramlarından sakınılmadığı bir yerde rasulullah S.A.V. Efendimize olan sevgiden söz edilemez. Çünkü haramların sarıp sarmaladığı, paslanmış bir kalpte Aleyhisselatü vesselam efendimizin sevgisi makes bulmaz. Rasulullah sevgisi bir gül misali ancak ayrık otlarından temizlenmiş Gülşende neşvü nüma bulur.
Peygamber Efendimiz S.A.V.’i sevmenin ikinci alameti de Kur’anı sevmek, Kur’an okumak, Kur’an dinlemek, Kur’an’ı yaşamak kısacası Kur’an-ı Hakim ile hem dem olmaktır. Cenab-ı Hak Azze ve celle Hazretlerinin Peygamber Efendimiz S.A.V.’e onunla insanları hidayete sevk etmesi için indirdiği, emirlerini yüce ahlakı eylediği mübarek Kur’an-ı sevmek te Rasulullah S.A.V. Efendimizi sevmenin nişanelerinden birisidir. Mü’minlerin annelerinden Hz. Aişe R.A. annemize bir grup sahabe Allah rasulü S.A.V. Efendimizin yüce ahlakını sorduğunda Hz. Aişe annemiz onlara “Siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an idi.” Buyurmuştur.
Sehl b. Abdullah şöyle der; “Allah’ı (c.c.) sevmenin alameti, Kur’an-ı Kerim’i sevmektir. Kur’an’ı sevmenin alameti de Nebiyi Zişan Efendimizi sevmektir. Rasullah’ı sevmenin alameti sünneti sevmektir. Sünnet-i Rasulü sevmenin alameti, ahreti sevmektir. Ahireti sevmenin alameti dünyayı sevmemektir. Dünyayı sevmemenin alameti ise dünyadan ancak yaşayabileceği ve ahirete ulaştıracağı kadar almasıdır.”
İbn-i Mesud (R.A.) der ki; “Bir kimse kendisinin iyi ve kötülüğünü sormak istediği vakit, ancak Kur’an’a müracaat eder. Eğer Kur’an’ı seviyorsa, o kimse Allah’ı ve Allah’ın Rasulünü seviyor. (Sevmiyorsa Allah’ı ve Rasulünü sevmiyor.)
Hz. Habib-i Kibriya S.A.V. Efendimizi seven kimse o tıpkı O’nun gibi her gün Kur’an okumaya çalışır, Kur’an-ı Kerim’i onun sahabelerinden dinlediği sesini Kur’anla tezyin eden kimselerden Kur’an dinlemeye çalışır. Peygamber Efendimizin sizin en hayırlınız diye tavsif buyurduğu Kur’an-ı Kerim’i öğrenenler ve öğretenler kutlu kervanına girmeye çalışır. Ve her şeyden önemlisi Kur’anı anlayıp yaşamaya gayret eder.
Habib-i Kibriya S.A.V. Efendimizi sevmenin diğer bir nişanesi de O’nun tevhidi yolda birer mihenk taşı mesabesinde olan sünnet-i seniyyelerini sevmek ve onları yaşamaktır. Rasulullah S.A.V. Efendimizi seven kimse edep sultanın bütün sünnetlerine aşık ve talib olmalıdır. Kendi heva ve hevesi nefsi ile edep sultanının bir sünneti karşı karşıya geldiğinde hemen sünnet-i Rasule ittiba eder. Aslında her sünnete ittibada mü’minin nefsiyle olan bir mücadelesi, mücahedesi vardır. Nefis mutmaine makamını geçmediği sürece daima sünnetin karşısında yer alır ve Rasul sevdalısına o sünnet-i seniyyeyi işlettirmemeye çalışır. Ama işte Habib-i Kibriya sevgisi böyle zamanlarda belli olacağı üzere hakikaten Rasulullah S.A.V’e sevdalı gönlün sahibi hiç tereddüt etmeden kendi heva ve hevesini nefsini bir kenara bırakarak Habib-i Kibriya S.A.V Efendimizin sünnetine yitiğini arayıpta bulan arayıcı sımsıkı yapışır. İşte Rasulullah S.A.V. Efendimizi sevmenin alametlerinden üçüncüsü de Raulullah S.A.V. Efendimize uymak, O’nun sünnetini işlemek, söz ve fiillerine tabi olmak, emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak, güçlük içinde olsun, kolaylık halinde olsun, kızmış halinde olsun kızmamış halinde olsun, zengin halinde olsun fakir halinde olsun edep sultanının edepleriyle edeplenmektir.
Hz. Habib-i Kibriya S.A.V. Efendimizi sevmenin alametlerinden biri de O’nun sevdiklerini sevmek, buğzettiklerine de buğzetmektir. Allah Rasulünün sevgisinden söz edebilmek için, ehl-i beyti rasulullahı, ashab-ı kiramı, efendimizin temiz ezvacını, ensarı, muhaciri sevmek gerekir. Ehli beyt-i rasullah, sahabe, ezvacı tahirata sevgi olmadan Nebiyy-i Zişan Efendimizin sevgisinden söz etmek mümkün değildir. Nitekim Rasulullah S.A.V. Efendimiz ashabı ile ilgili “Ashabım hakkında Allahtan korkunuz. Benden sonra onlara hedef almayınız. Kim onları severse bana olan sevgisi ile onları sevmiştir. Kim ki onlara buğzederse bana olan buğzu ile onlara buğzetmiştir. Kim onlara eza ederse, bana eza etmiş olur. Kim ki bana eza ederse Allah’a eza etmiş olur. Kim Allah’a eza ederse onu yakalayıp (cehenneme atması) yakındır.r.” Buyurmuştur. Evlerini, mallarını, canlarını Rasulullaha açan ensar ile ilgili “İmanın alameti ensarı sevmek, münafıklığın alameti de ensara buğzetmektir.” Buyurmuşlardır. Mübarek ehl-i beytinin nazenin gülleri Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendimiz ile ilgili; “Kim Hasanla Hüseyin’i severse beni sevmiş olur. Kim ki, beni severse muhakkak Allah’ı sevmiş olur. Kim onlara buğzederse bana buğzetmiş olur, bana buğzeden de Allah’a buğzetmiş olur.” Buyurmuştur. Mübarek kerimeleri Hz. Fatımatüz Zehra annemizle ilgili; “Fatıma benden, nübüvvetten bir parçadır. Onu üzen beni üzmüştür.” Buyurmuştur. Kamil bir Rasulullah sevgisinden söz edebilmek için başta Aleyhisselatü vesselam Efendimizin mübarek ehli beyti olmak üzere istisnasız bütün sahabe efendilerimize ve müminlerin anneleri olan O’nun tertemiz hanımlarına karşı büyük bir sevginin kalplerde olması gerekir. Hatta o derece olmalı ki arabın aceme, acemin araba bir üstünlüğü olmadığı halde sadece Rasulullah sevgisinden dolayı Araplara karşı bir sevgi beslenmelidir. Nitekim Peygamber efendimiz S.A.V. bir hadis-i şeriflerinde; “Kim A’rab’ı (Arabın müminlerini) severse onları bana olan sevgileri sebebiyle sevmiştir. Kim onlara buğzederse bana olan buğzu sebebiyle onlara buğzetmiştir.” Buyurmuştur. Hakikaten kim birini severse onun sevdiği her şeyi ve herkesi sever. Bu sevginin bir gereği ve delilidir.
Rasulullah S.A.V. Efendimiz sevmenin bir diğer alameti de O Nebiyy-i Muheterem’i sıkça anmak ve her anışında ona salat-ü selam getirmektir. “Muhakk Allah ve melekleri O’na salat ederler. Öyleyse ey iman edenler siz de O’na salat edin” emr-i ilahisi karşısında Rasullah’ı seven mümin O’nu anmakla ve O’na salat-ü selam getirmekle dilini şereflendirir. Eğer Rasul-i Kibriya S.A.V. Efendimize yakınlık arzulanıyor ve aranıyorsa devası O’na çokça salat-ü selam getirmektir. Zira Habib-i Kibriya Efendimiz “Kıyamet günü insanların bana en yakını üzerime en çok salat-ü selam getirenidir.” Buyurmuştur. Bu müjde karşısında aslında mübarek efendim Hz. Abdullah Faruki el-Müceddidi gibi günlerimiz Alemlere rahmet olan Habib-i Kibriya’ya her gün daha fazla salat-ü selam getirerek geçmelidir.
Bu salat-ü selam getiriş öyle olmalı ki O her anıldığında kalp huzur ve huşu ile dolmalı muhibbin kalbi titremeli, içi sızlamalı gözleri yaş ile dolmalıdır.
İshak et-Tücyibi şöyle diyor; “Rasulullah S.A.V. Efendimizin ahirete irtihal ermesinden sonra ashabı O’nu anmazlardı ki; huşu ve hudu içinde bulunup onlardan vücutları titreyip ağlamsınlar. Tabiilerden çoğunun hali de böyle idi. Bazısı bunu Rasulullah S.A.V. Efendimizi sevdiği ve O’na müştak olduğu için yapardı.”
Elbette Rasulullah S.A.V. Efendimizi sevmenin daha bir çok alameti vardır. Ama bizim buraya alacağımız Rasulullah S.A.V. efendimizi sevmenin son alameti ise Habib-i Kibriya’ya ulaşmayı, kavuşmayı çok arzulamaktır. Zira her sevginin gayesi sevdiğine kavuşmaktır. Her seven kalp bir gün sevdiğine kavuşacağı özlemi ve hasretiyle yanar tutuşur. Aleyyhisselat-ü vesselam Efendimizin Hak Tealaya vuslatında sonra Habbab isminde bir kişi Medineye o güzel Nebiyi görmeye gelmişti. Ancak nebiler sultanı artık Medinede değildi. Hiçbir sahabe Habbab’a Rasulullah S.A.V. Efendimizin vuslata erdiğini söyleyemedi. Habbab bu halde Hz. Ebubekir’in yanına geldi. Hz. Ebubekir Habbab’a Rasulullah’ı çok mu sevdiğini sordu. Ondaki sevginin büyüklüğünü görünce Habbab’ı alıp Ravza-yı Mutahhara’ya getirdi. Ve “İşte sevdiğin Habib-i Kibriya burada medfundur.” Dedi. Bunu duyan Habbab secdeye varıp Huzur-u İlahide Hak Tealaya şöyle dua etti; “Ya Rabbi eğer gerçekten rasulullah’ı seviyorsam ruhumu şimdi kabzeyle!” Duası Huzur-u İlahide kabul görmüş ve Habbab hemen orada Ravza-yı Mutahharada Nebiyi Zişan’ın yanında ruhunu teslim etmişti.
İşte tıpkı Habbab gibi mübarek efendim Hz. Abdullah Faruki el-Müceddi de ömrünün son demlerinde Rasulullah sevgisi ile dolmuş yanık gönlünün tesiriyle Cenab-ı Hakka göz yaşları ile “Ya Rabbi suya hasret toprak ne zaman suya kavuşacak.” Diyerek Rabbine ve Rasulüne olan özlemini ızhar ederdi.
Sevginin alameti odur ki yaş olup gözden akar, dua olur salat-ü selam olur dilden dökülür, amel olur itaat olur bedenden südur eder, hasret olur vuslat arzusu ile yakara kavurur…
Vesselamü ala men ittebeal hüda.


Gönderen


Kayıtlı

