
RASULLAHI SEVMEK İMANDIR
Ahmet Ergin GÜCCAN
Elhamdülilâhi Rabbi'l-Âlemin. Ve's-salâtü ve's-selâmü ala Rasûlinâ Muhammedin ve ala âli Seyyidinâ Muhammedin ve eshâbihî ve ezvâcihî ve evlâdihî ve etbâihî ve ehl-i beytihî ve ümmehâtihî ve ebîhi biadedi külli şey'in fi'd-dünya ve'l-âhireti ve kezalik. Ve'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemin.
Fıkıhta yapılan ameller çeşitli gruplara ayrılırlar. İlk olarak Allah ve/veya Rasulünün yapılmasını müminlerden kesin ve bağlayıcı olarak istediği delili kati olan ameller vardır ki bunlara FARZ denir. Farzları Hak Teala Hazretleri veya O’nun Haşr suresinin 7. ayet-i celilesinde; “Rasul size neyi getirirse(verdiyse-emrederse) onu alın, size neyi de yasakladıysa, ondan hemen kaçının.” Hükmü üzere Rasul-i Kibriya S. A. V. Efendimiz koyar. Farz olan amellere misal oruç tutmak, gıybet etmemek gibidir.
İkincisi Hak Tealanın ve/veya Rasulünün müminlerden yapılmasını istediği ancak delili farz gibi kati (kesin) olmayıp delili zanni, ameller vardır ki bunlara VACİP denir. Vacip amellere vitir namazını ve kurban kesmeyi örnek olarak verebiliriz.
Üçüncüsü Hazreti Rasul-i Kibriya S. A. V. Efendimizin mübarek yaşantısı, söz, fiil ve takrirleri (Yani sahabenin bir hareketi üzerine Peygamber Efendimiz’in o ameli onaylaması)’dir ki bunlara da SÜNNET denir. Nitekim Cenab-ı Hak C.C. Kuran-ı Kerimde Ahzab suresinin 21. ayet-i Kerimesinde “Andolsun ki sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın Rasulünde güzel bir örnek vardır.” Buyurmuştur. Bu nedenledir ki hayatında Sünnetin olmadığı bir mümin yaşantısı düşünülemez. Peygamber Efendimizin sünnetlerine örnek olarak; teheccüd namazı, pazartesi, perşembe orucu, umre ve insanlara güzel konuşmak verilebilir.
Dördüncüsü; Dînen yapılmasında bir beis, sakınca görülmemiş olan amellerdir ki bunlara da MÜBAH denir.
Beşincisi bu yukarıda ifade ettiğimiz dört sınıfa girmeyen Peygamber Efendimizin sünnetine aykırı ameller vardır ki bunlara da MEKRUH (ÇİRKİN GÖRÜLMÜŞ) denir.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen Habib-i Kibriya S. A. V. Efendimizi sevmek ise FARZDAN DA İLERİDİR. YANİ ONU SEVMEK İMANDIR, İMANDANDIR. İnsan ancak severse iman edebilir, sevmezse iman da edemez. Bizleri yoktan var eden Yüce Rabbimizi seviyoruz ki O’na iman ediyoruz. Hâşâ Allah’ı sevmediğini söyleyip te Allah’a iman iddiasında olan hiç kimse yoktur. İman da iki kısımdan oluşur. Birincisi Hak Tealanın varlığına birliğine, getirdiği bütün hükümlere iman ki bu tevhidin “Lailahe illallah” kısmını oluşturur. İkincisi ise Peygamber Efendimiz S. A. V. Efendimizin Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna iman ki bu da tevhidin ikinci kısmını yani “Muhammedün Rasulullah”ı oluşturur. Tevhid bu ikisinin yani La ilahe illallah kelimesi ile Muhammedün Rasulullah kelimesinin birleşmesi ile oluşur. Öyleyse imanın olması yani mümin olmak için Rasullaha iman etmek gerekir. Ama maalesef günümüzde ilim sahibi olduğunu düşünen bazı insanlar Peygamber Efendimiz S. A. V. Efendimize iman olmadan da imanın sahih olacağını söylüyorlar. Hâlbuki ömrünü Allah Rasulü S. A. V. Efendimizin o güzel ahlakına adamış olan mübarek Efendim Hz. Abdullah Faruki el-Müceddidi Hazretlerinin de dediği gibi RASULULLAHA İMAN OLMADAN İMAN SAHİH OLMAZ.
Rasullaha iman da ancak onu sevmekle mümkün olabilir. Onu sevmeden O’na iman edilemez. İşte Rasulullah’ı sevmek imandır, imandandır. Rasul sevgisinin olmadığı imanlı bir kalp düşünülemez.
Abdullah ibni Hişam R.A. Efendimiz rivayet ediyor. “Biz Rasulullah S. A. V. Efendimiz ile beraberdik. O sırada Aleyhisselatü vesselam Efendimiz, Hz. Ömer (R. A.)’ın elinden tutmuştu. Hz. Ömer “Ya Rasulullah seni bütün malımdan mülkümden daha ziyade seviyorum” dedi. Peygamber Efendimiz “Olmadı Ya Ömer!” deyince Hz. Ömer; “Ya Rasulullah seni anamdan babamdan daha çok seviyorum. Sen bana nefsim hariç her şeyden daha sevgilisin!” dedi. Rasulullullah S. A. V. Efendimiz hemen şu cevabı verdi “Hayır! Nefsimi elinde tutan Zat-ı Zülcelal’e yemin ederim ben sana nefsinden daha sevgili olmadıkça (imanın eksiktir) İman etmiş olmazsın.” Bu söz üzerine Hz. Ömer (R. A.) “Şimdi, Ya Rasulullah sen bana nefsimden de daha sevgilisin.” Dedi. Bunun üzerine Aleyhisselatü vesselam Efendimiz “İşte şimdi (kâmil imana erdin) ey Ömer!” buyurdular.
Hz. Enes R. A. Efendimizin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz S. A. V. Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Sizden biri, beni, babasından, evladından, malından ve ailesinden ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş sayılmaz.” Buradaki iman KAMİL BİR İMANDIR. Yani Allah Rasulü S. A. V Efendimiz bir mümine annesinden, babasından, evlatlarından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça kişi KAMİL MANADA İMAN ETMİŞ OLAMAZ. Yoksa Rasulullah S. A. V. Efendimize olan sevgisi bu yüce dereceye ulaşamamış bedbaht müminlerin imanı yok mudur? Elbetteki hayır. Ancak insanın yaratılış gayesi ubudiyet yani kulluk yani insan-ı kâmil olmaktır. İnsan-ı kâmil olmanın yolu da kâmil bir imandan geçer. Kamil iman da ancak Allah Rasulü S. A. V. Efendimizin mümin’e annesinden, babasından ve tüm insanlardan daha sevgili olması ile hâsıl olur.
İman derece derecedir. Allah Rasulü S. A. V. Efendimizin imanı ile bizim imanımız aynı derecede değildir. Sahabe-i Kiram Efendilerimiz ile de aynı derecede değildir. İmanın derecesini yukarıda ifade ettiğimiz hadis-i şeriflerden anladığımıza göre Hz. Habib-i Kibriya S. A. V. Efendimize olan sevgi belirler. Bir kalpte O yüce Rasule sevgi ne kadar çok ve kuvvetli ise o müminin imanı o kadar ziyade kuvvetli ve kemal noktasındadır.
Kimi iman sahipleri vardır; bırakın O’nu her gün anıp salât-ü selam getirerek gözyaşı dökmeyi Allah Rasulü S. A. V. Efendimizin mübarek ismi yanlarında anılır ama farkına bile varmazlar. Dünyaya olan rağbetleri onları bağlamış, kalp gözleri kapanmış, kalpleri paslanmıştır. İşte bu iman derece olarak en zayıf imandır.
Kimi iman sahipleri vardır Allah Rasulü S.A.V. Efendimizi sadece adı anıldığında bir an kalpleri titreyip ellerini kalpleri üzerine götürüp bir salât-ü selam söylerler. Ki bunların imanı en azından diğerlerinden daha kuvvetli bir imandır.
Kimi iman sahipleri de vardır ki; Rasulullah’a olan sevgileri onları O yüce Rasule ittibaya iletir. Ve gönüllerindeki o güzel sevgi ile Peygamber Efendimize salât-ü selam getirirler, O güzel Habibi her andıklarında kalpleri titrer, gözlerinden yaşlar akar.
Öyle büyük insanlar da vardır ki; mallarını mülklerini, evlatlarını, ömürlerini kısaca her şeylerini Rasul-i Kibriya S. A. V. Efendimize adamışlardır. O güzel insanların o mübarek ağızlarından ve gönüllerinden “Eba Ümmi Fedake Ya Rasulullah” “Anam babam sana kurban olsun, feda olsun Ya Rasulellah” kelimeleri dökülür.. Onlar yaşantılarını Allah Rasulü S. A. V. Efendimizin sünnetine göre tanzim ederler, O’nun o yüce Ahlakına teslim olurlar. İşte imanın kemale erdiği KAMİL MÜ’MİN onlardır. Bu güzel insanların arasında Hz. Ebu Bekir (R. A. ) Efendimizin imanı KAMİL İMAN’a en güzel örneklerdendir. Zira Peygamber Efendimiz S. A. V. Efendimiz Sıdık-ı Ekber R. A. hakkında “Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebubekir’in imanı diğer kefeye konulsa Ebubekir’in imanı ağır gelir.” Buyurmuştur. Hz. Ebubekir R. A. Efendimiz bu imani dereceye nasıl ulaşmıştır? Elbetteki Habib-i Kibriya S. A. V. Efendimize olan bağlılığı ve sevgisi sebebiyle.
Hülasa imanın kuvvet ve kemalatı her müminde Peygamber Efendimiz S. A. V. Efendimize olan sevginin kuvveti mesabesindedir.
Vesselamü ala menittebeal hüda


Gönderen


Kayıtlı
