
DUA
Ahmet Ergin GÜCCAN
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ rasûlinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve ashâbihî ve ezvâcihî ve evlâdihî ve etbâihî ve ehl-i beytihî ve ümmehâtihî ve ebîhi bi-adedi külli şey’in fi’d-dünyâ ve’l-âhireti ve kezâlik. Ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn.
Dua; Yüce Yaratana yakınlığın artması için vesiledir. Dua; Rabbiyle kulunun buluşma anıdır. Dua; Kulu ile Hz. Allahın sohbetidir. Bütün güzellikler; noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla muttasıf bütün güzellikleri zatında toplamış olan Hz. Allah’tandır. O dilemezse bize hiçbir kötülük isabet edemeyeceği gibi, şu aciz halimizle biz de hiçbir güzelliğe nail olamayız. İşte kul için Rabbiyle beraber geçirdiği o güzel anlar içerisinde en güzellerinden biri de dua anıdır. Rabbimize dua etmemiz de yine ondan gelen bir güzelliktir. Eğer o dilemez istemezse biz ona ne dua edebiliriz, ne halimizi arzedebiliriz ve ne de kapısında bir damla gözyaşı dökebiliriz. Dua; Kulun Rabbine acziyetini arzu halidir. Acizlik ortaya konulmuyor, her şeyi yoktan var eden Hz. Allah’ın huzurunda boyun bükülmüyor, benlikten ve nefisten kurtulunmuyor ise o dua dua değildir. Nitekim Hz. Allah (C.C.) Kuran-ı Kerimde Mü’min suresinin 60. ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: “Rabbiniz buyurdu ki; Bana dua edin, sizin için (duanızı) kabul edeyim. Şüphesiz bana ibadet (dua) etmekten kibirlenenler, pek yakında alçak olarak cehenneme gireceklerdir.”
Her şeyi yapabileceğine inanan, daha Hz. Allah müsaade etmese parmağını dahi kıpırdatamayacağını bilmeyen Hz. Allah’tan bihaber cahil insanlar duadan uzaktırlar. Çünkü şeytan ve nefisleri kalplerini öyle kaplamıştır ki bir türlü ne kadar aciz olduklarını göremezler. İşte bu şekilde acziyetinin idrakinde olmayan insanlar Rabbimizin Kuran’da ifade buyurduğu Allah’a dua etmekten kibirlenen insanlardır. Ancak Azım olan Hz. Allah karşısında acizliğini kabul etmiş kullar Yaradana ellerini açar ve ona yalvarırlar.
Acizliğini idrak etmiş olan bu kulların Rablerinden istedikleri tek şey vardır. O da Hak Tealanın Rızası. Hakkın rızasını kazanmak için O’nu tanımak O’nu bilmek gerekir. Yine acizliğini idarek etmiş olan kullar Hz. Allah’a yakınlık isterler ve ararlar. İşte Allah-u zül Celal’i tanımak, bilmek, yakınlığına ermek isteyen kulları için ise Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde Bakara suresinin 186. ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor; “Kullarım sana benden (kendilerine yakın veya uzak oluşumdan) sorduklarında (Habibim sen onlara de ki) şüphesiz ben çok yakınım bana dua ettiğinde, dua edenin duasını kabul ederim. O halde benim emrime uysunlar ve bana iman etsinler ki, doğru yolu bulsunlar.” Hz. Allah bize çok yakın, hatta şah damarımızdan daha yakın. Bu yakınlığı idrak etmenin yoludur dua. Ama bu yolda ilerlemek için acziyeti idrak ve itaat lazımdır. Allah’a itaat olmazsa kuru kuruya dua etmekte kifayet etmez. Yüce Allah’ın bizden bu ayet-i kerimede dua ile birlikte iman ve itaati istemesi çok manidardır. Yani bir manada Hz. Allah (C. C.) şöyle buyurmaktadır; “Ben sana ihtiyaç duymadığım halde senin duana icabet ederim. O halde sen de benim davetime icabet et. Bana iman ve itaat et. Ey Kulum zira sen her halinle bana muhtaçsın.”
Duanın edepleri vardır. Öncelikle her duaya Euzü Besmele ile, Hz. Allah’a hamd-ü sena ile, istiğfar ile ve Habib-i Kibriya (S.A.V.) Efendimiz’e, O’nun al ve ashabına, ehl-i beytine salat-ü selam ile başlanmalıdır. Duaya başlarken hamdden hemen sonra Hz. Allah’ı öven en güzel kelimelerle O’na sena edilmelidir. Nitekim Server-i Kainat (S.A.V.) Efendimiz namaz kılıpta hemen dua eden kimseye; “Ey namaz kılan kişi! Acele ettin! Namaz kıldıktan sonra oturduğunda önce Allah-ü Teala Hazretlerine yakışan şekilde hamdet, sonra bana salât edip dua et.” Buyurdu.
Duaya başlarken Habib-i Kibriya (S.A.V.) Efendimiz Sübhane Rabbiyel Aliyyil e’lel vehhab tesbihi ile başlardı. Bu tesbihle duaya başlamak ta Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Efendimizin sünnetlerindendir.
Duada hamd, sena, salât-ü selamdan hemen sonra Yüce Allah’a tevbe ve istiğfar edilmeli ve bu da üç defa tekrarlanmalıdır. Hz. Abdullah İbn-i Mesud (R.a.)den rivayet edildiğine göre Efendimiz (S.A.V) dua ve istiğfar ettiğinde üç kere tekrarlamayı severdi.
Dua ederken lafzı kısa manası çok olan özlü sözlerle, ayet ve hadislerde yer alan, sahabe ve ehlibeyt efendilerimizin yaptığı yahut büyüklerin tavsiye buyurduğu dualarla dua edilmelidir. Hz. Aişe (R.A.) annemizden rivayet edildiğine göre Efendimiz (S.A.V) lafzı kısa olup çok manaları içine alan duaları sever diğerlerini terk ederdi.
Dua edildiğini Hallakul âlemin olan Hz. Allah’tan başta rızası gibi büyük şeyler istenmelidir. Ebu Hureyre (R. A.)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Efendimiz (S.A.V.) Sizin her biriniz dua ettiğinde, rağbetini büyük etsin (büyük şeyler istesin). Çünkü vereceği hiçbir şey Allah-ü Teala’ya büyük gelmez.” Buyurmuştur.
Duanın kabulünde acele etmemek gerekir. Asla Rabbime dua ettim de kabul buyurmadı demeyi bırakın bunu aklımızdan dahi geçirmemek gerekir. Yine Ebu Hureyre (R. A.)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Server-i Kainat (S.A.V.) Efendimiz; “Sizin her birisi duasında acele etmedikçe kabul edilir. (Acele etmek nasıl olur? Diye sorulduğunda) “dua ettim kabul edilmedi” der.” Buyurdu.
Dua ederken muhakkak kararlılık ve ısrarla dua edilmeli, ayık bir gönülle gaflet içinde olmadan dua edilmeli, dua da sebat edilmeli, mutlaka kabul edileceğine inanılmalıdır. Rasul-i Kibriya (S.A.V.) Efendimiz; “Allah-ü Telaya dua ederken, mutlaka kabul edeceğine inanın. Şüphesiz Allah-ü Teala gaflet içinde eğlenen bir kalbin duasını kabul etmez.”, “Sizin hiçbiriniz dua ettiğinde “Allahım! Dilersen bana mağfiret et, dilersen bana rahmet et” demesin. "Lakin kararlı bir şekilde istesin çünkü kimse Allah-ü Tealaya zorla bir şey yaptıramaz.” Buyurdu.
Dua ederken aşırı gidilmemeli, çok ayrıntılı istenmemelidir. Hz. Sad (R. A.)’ın oğlu bir kere dua ederken;
“Ey Allahım! Senden cennet nimetlerini, ailelerini, meyvalarını ve buna benzer şeyleri isterim ve cehennemin zincirlerinden, bukağılarından ve ateşinden ve daha nice şeyler sayarak bunlardan sana sığınırım.” Dedi.
Bunun üzerine Hz. Sad oğluna: “Sen Allahtan çok uzun nimetler istedin ve büyük şerlerden Allah’a sığındın. Ancak ben Rasulullah (S.A.V.)’in: “Şüphesiz yakında dua ederken haddi aşan bir cemaat meydana çıkacak sana:
“Ey Allahım! Senden cenneti ve ona yaklaştıran söz veya işleri (bana nasip etmeni) isterim. Cehennemden ve ona yaklaştıran söz veya işlerden sana sığınırım.” demen yeter. Buyurduğunu sonra “Yalvararak ve gizli olarak Rabbinize dua edin! Çünkü O (Celle Celalühu) (dua ederken) haddi aşanları sevmez.” (Araf suresi 55. ayet) mealindeki ayet-i kerimeyi okuduğunu işittim.” Dedi.
Dua ederken ihlâs ve samimiyetle, mümkünse abdestli bir şekilde ve secdeye yönelerek, titreyen bir kalp, yaş akıtan gözler ile ve tenhada özellikle secde anında dua etmelidir. Secde anında yapılacak dua dil ile değil kalp ile yapılmalıdır.
Rahat zamanlarda dua unutulmamalıdır ki darlık zamanında yapılan dua makbul olsun Habib-i Kibriya (S.A.V.) Efendimiz; “Her kim sıkıntılı ve zor zamanlarında dualarının kabul edilmesini isterse rahat zamanında çok dua yapsın” buyurmuştur.
Dua ederken halka en geniş bir şekilde tutulmalı sadece kendimiz ve ailemiz için dua edilmemelidir. Bütün mümin ve Müslümanlar da duaya katılmalıdır. Dua ederken eller göğüs hizasında semaya kaldırılmalıdır. Nitekim İbn-i Abbas (R.A.) Rasulullah (S.A.V.) Efendimizin bu şekilde dua ettiğini rivayet etmiştir. Efdal olan iki avucunu açmak ve arasını aralık bırakmaktır. Dua eden bir avucunu öbürünün üzerine koymaz.
Duanın Hz. Allah katında makbul olmasının çeşitli şartları vardır.
Duanın makbul olmasının şartlarından bir tanesi de helal lokma yemektir. Dua gök kapısının anahtarıdır. O anahtarın dişleri ise helal lokmadır. Nitekim Peygamber Efendimiz (S.A.V.); “Adam, Allah’a itaat için yola çıkar, uzun müddet yolculuk yapar da, saçı sakalı birbirine karışmış ve tozlanmış bir halde ellerini göğe kaldırır ve: Ey Rabbim! Diyerek duada bulunur. Hâlbuki adamın yediği haramdır, içtiği haramdır, giydiği haramdır, (kısaca) hep haramla beslenip durmuştur. Böylesinin duası hiç kabul olunur mu?”
Kufede duaları kabul olunan bazı kimseler varmış. Bunlar Kufe’ye vali olarak gelen kimseler yanlış davranışlarda bulunurlarsa aleyhlerinde dua ederler ve vali hemen helak olurmuş. Haccac-ı zalim, İbn Mervan tarafından Kufeye vali tayin edilince buna bir çare düşündü ve duası kabul edilen bu zatları yemeğe davet etti. Yemekten sonra Haccac kendi kendine; “Artık ben, bunların kabul edilen dualarına karşı kendimi garantiye aldım. Çünkü karınlarına haram girmiştir. Bundan böyle duaları kabul olunmaz.” Dedi.
Akraba ile ilişkiyi, sıla-i rahmi kesmemek te duanın şartlarındandır. Nitekim Peygamber Efendimiz (S.A.V.) “Müslümanın duası şu üç sebepten biri dışında reddedilmez:
1-Ya günah olan, ya da akrabayla ilişkiyi kesme ile ilgili olan bir konuda dua eder;
2-Veya istediği şey kendisi için ahirete bırakılır;
3-Ya da duası oranında kendisinden bir kötülük silindiği için.”
Muhakkak duanın yüce Mevla tarafından kabul buyrulduğu zaman ve mekânlar vardır. Bunlar;
Zorluk hallerinde (Hz. Cabir R. A. “Benim başıma mühim bir iş gelse, mutlaka o saati kollar, onda dua yapardım ve kabulünü görürdüm.” Buyurdu.)
Ezanla kamet arasında yapılan dua reddedilmez.
Seher vakti yapılan dualar kabul edilir.
Yağmur yağarken,
Cuma günü iç ezan okunurken
Cuma günü akşam ezanı okunmasına çok az bir zaman kala (Hz. Fatıma annemiz ve mübarek efendim Hz. Abdullah Faruki El-Müceddi Hz.leri de Cuma günleri gurup vaktinde çokça dua ederlerdi.)
Allah yolunda cihad etmek için saf tutulurken,
Tüyler ürperip, kalp titreyip, gözler yaş akıttığında,
Kabe-i Muazzama ilk görüldüğünde,
Tavaf esnasında
Arafatta vakfede,
Bayram günlerinde,
Arefe gününde,
Çarşamba günü öğle ile ikindi arasında,
Mescid-i Haramda(Kabe’de), Mescid-i Nebevi’de(Ravza’da) ve Mescid-i Aksa’da
Mültezem’de (Hacer-i Esved ile Kabe’nin kapısı arasında. Peygamber Efendimiz S.A.V. de burada mübarek yüzünü koyup ağlayarak dua etmişlerdir.
Zemzem suyu içildiğinde,
Makam-ı İbrahim’in arkasında,
Müzdelife’de, Mina’da, Cemarat (Şeytan taşlama yerlerinde)’ta
Dularınız makbul olması dileğiyle vesselamü ala men ittebeal hüda



Gönderen


Kayıtlı


